Ege Üniversitesi'nde düzenlenen panelden kesitler


Marmara Üniversitesi'ndeki evrim karşıtı sempozyumu protesto etmek amacıyla düzenlenen etkinlikleri sitemizden duyuracağımızı belirtmiştik. Düşünbil dergisi düzenleyiciliğinde Ege Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'nde düzenlenen panelden kesitleri sizlerle paylaşıyoruz...


Etkinlik afişi ve duyurusu:


Prof. Dr. Kayhan Kantarlı'nın konuşması:


Değerli Öğretim Elemanları, Sevgili Öğrenciler,
Düşün Bil Dergisi öncüğünde düzenlenen “Bilimsel Düşünce ve Evrim” konulu Açık hava Paneli’ne hoş geldiniz.
Panelimizi bir bilim yuvası olan Marmara Üniversitesi’nde Rektörlük desteğiyle Marmara Genç Vizyon Kulübü  tarafından düzenlen evrim ve bilim karşıtı sempozyumla aynı gün ve saatlerde gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla bu panel MÜ de yapılmakta olan ve yakın gelecekte evrimin tüm üniversitelerden, bilim kurumlarından ve eğitim sisteminden kovulması yolunda atılmış bir adım olarak gördüğümüz evrim karşıtı sempozyuma verdiğimiz bir yanıttır. Böylesi anlamlı bir yanıt verecek ortamı sağladıkları için Düşün Bil Dergisi Yöneticisi Olcay Yılmaz ve evrim gönüllülerini kutluyor ve teşekkür ediyorum.

Marmara Üniversitesi’nde Düzenlenen Evrim Karşıtı Sempozyumu Neden Kınıyoruz !

Evet, Marmara Üniversitesi’nde (MÜ) bu gün bu saatlerde başlayan evrim karşıtı bir sempozyum yapılmaktadır. Yarın da sürecek olan bu sempozyum bilim üretmek ve bilimi topluma yaymakla görevli bir kurumdan bilime ve bilimsel düşünceye yapılan bir saldırıdır.
Bu saldırıya olanak veren bir kuruma üniversite denemez. MÜ Rektörlüğü’nün evrim karşıtı bu sempozyumu “bilimsel etkinlik” kabul edip izin vermesi sorgulanamaz dogmatik bir görüş olan yaratılışçılığın propagandasına aracı olmak ve evrimi üniversiteden kovmak isteyenlere fırsat tanımak demektir. MÜ Sayın Rektörü bilmelidir ki bilimsel düşünceyi reddeden hiç bir görüşün üniversite çatısı altında yeri yoktur. Yaratılış bir inançla ilgili bir görüş olup ancak camilerde/kiliselerde savunulabilir. Üniversite camiye dönüştürülemez.

Bilime yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Evrimin üniversitelerden kovulmasına izin vermeyeceğiz!
Bilim insanlarından imza kampanyası

Üniversite Konseyleri Derneği, Marmara Üniversitesi’nde yapılmakta olan evrim karşıtı bu sempozyumun bilime bir saldırı olduğunu ifade ederek bilimden yana olan herkese çağrıda bulunarak günler öncesinden bir imza kampanyası başlatmıştı, bu gün için 2000’e yaklaşan imza verilen kampanyası, sempozyum bugün başlasa bile bilimsel düşüncenin savunulması bağlamında bir süre daha devam edecektir. Tüm öğretim elemanları ve öğrencileri bu kampanyaya imzalarıyla destek vermeye çağırıyorum.

Bilim dışı sempozyuma karşı çıkılan bu kampanyaya destek veren bilim insanlarımızdan Bilim Akademisi Üyesi Biyolog Prof.Dr. Aslıhan Tolun’a  kulak verelim.
Marmara Üniversitesinin rektörüne ve FEF dekanına yazarak, gerçekten böyle bir sempozyumun yapılıp yapılmayacağını, yapılacaksa, kendi bilgilerinin dâhilinde olup olmadığını sordum. Rektörlükten yanıt geldi; sanırım bir yetkili yanıtlamış. Yapılacak olan bilimsel bir etkinlik ile ilgili olarak söylediklerimi hayretle okuduklarını, üniversitenin bilimsel özgürlüğe sonuna kadar inandığını, hiçbir bilim insanının fikrine kısıtlama getirmeyi asla düşünmediklerini, sempozyumun bir öğrenci kulübü etkinliği olması nedeniyle ona lojistik destek sağlamanın ötesinde bir müdahaleyi kesinlikle düşünmediklerini, sempozyum programında yer alan bilim insanlarının görüşlerinin en az karşıt bir bilimsel savı öne süren bilim insanlarınınki kadar değerli olduğuna inandıklarını yazmışlar.
Marmara Üniversitesinin rektörüne ve FEF dekanına yazarak, gerçekten böyle bir sempozyumun yapılıp yapılmayacağını, yapılacaksa, kendi bilgilerinin dâhilinde olup olmadığını sordum. Rektörlükten yanıt geldi; sanırım bir yetkili yanıtlamış. Yapılacak olan bilimsel bir etkinlik ile ilgili olarak söylediklerimi hayretle okuduklarını, üniversitenin bilimsel özgürlüğe sonuna kadar inandığını, hiçbir bilim insanının fikrine kısıtlama getirmeyi asla düşünmediklerini, sempozyumun bir öğrenci kulübü etkinliği olması nedeniyle ona lojistik destek sağlamanın ötesinde bir müdahaleyi kesinlikle düşünmediklerini, sempozyum programında yer alan bilim insanlarının görüşlerinin en az karşıt bir bilimsel savı öne süren bilim insanlarınınki kadar değerli olduğuna inandıklarını yazmışlar.
Evrimi sınamanın en güçlü yollarından biri, genetik bulgular. Son yıllardaki genom araştırmaları gibi genetik alanındaki gelişmeler sonucunda elde edilmiş bulguların tümü evrim kuramını destekliyor. Ayrıca, evrim kuramının doğruluğu konusunda uzmanlar arasında görüş farklılığı yoktur. Evrim bir sav olmayıp, biyolojinin temel kuramıdır. Akademik özgürlük bilim insanının dilediği araştırmayı yapması ve onun sonucunu özgürce açıklayabilmesidir. Akademik özgürlük bilime saldırı özgürlüğü değildir, ya da bilime karşı istediğini söyleyebilme. Örneğin, “dünya düzdür ve öküzün boynuzları üzerindedir” konulu bir sempozyum düzenlemek akademik özgürlüğe girmez. Bu sözüm bilime aykırı gibi gözükebilir, çünkü bilimin doğası gereği, her kuram ya da hipotez tekrar tekrar sorgulanır, yanlışlanmaya çalışılır, yanlışlanamazsa, daha da güçlenir. Dünyanın yuvarlaklığı ya da güneşin dünyanın etrafında döndüğü konularının tartışılmasından yüzyıllarca önce vazgeçildi”

Üniversite Öncesi Eğitimde Yaratılış Öğretisine Kimler Zemin Hazırladı?
12 Eylül darbe yönetimi, ilköğretimde din dersleri okutulmasını Anayasa maddesi olarak zorunlu kılmakla “laik eğitime ilk darbeyi vurmuştur. Bu ilk darbenin hemen ardından dinsel öğeler “yaratılış görüşü” adı altında biyoloji ve fen dersleri programlarına girmiştir. Prof. Aykut Kence yapılan araştırmaların yaklaşık 30 yıldır süren bu eğitim sonucunda son yıllarda yetişen biyoloji öğretmenlerinin önemli bir kısmının giderek evrime karşı bir tutum içine girdiklerini gösterdiğini belirtmektedir.
2006 yılında yapılan ve 34 ülkeyi kapsayan bir çalışmanın sonuçları ülkemizin evrimi ve bilimi benimseyen ülkeler arasında sonuncu geldiğini göstermektedir. Bu araştırmayı yapanlar, bu durumun Türkiye'nin bilimde geri kalmışlığının bir göstergesi olarak değerlendirmişlerdir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada ise hizmet süresine göre sınıflandırılan öğretmenler arasında daha uzun süredir hizmet vermekte olan öğretmenlerin yalnızca % 4'ü “evrimin bilimsel olarak geçerli olmadığı ya da dini inançlarına uymadığı” şeklinde yanıt verirken yeni mezun öğretmenler arasında bu oran % 17'ye kadar yükselmiştir (A.Kence, CBT, 07.03.2008).
Endişe verici olan bu sonuç hiç şüphesiz yeni neslin önümüzdeki yıllarda daha büyük oranda dogmatik düşünceleri benimseyerek sorgulayıcı bilimsel düşünce yöntemlerinden uzaklaşacaklarına işaret etmektedir.
Bilimden gittikçe uzaklaşılan böylesi bir eğitim sisteminin kök salması için gerekli tüm koşullar kadrolaşma dahil devlet desteğinde hazırlanmış durumdadır. Evrimin dolayısıyla bilimin dışlandığı ya da en azından evrim kuramı ve yaratılışın birlikte okutulması dayatılarak, gençlerin kafalarının karıştırıldığı bu bağnaz yaklaşım ne yazık ki bilimin ve bilimsel düşüncenin savunucu olması gereken TÜBİTAK gibi ülkenin üst düzey bilimsel kuruluşlarına ve oradan üniversitelere kadar yayılma eğilimindedir. Bu gün bu saatlerde bir üniversitede- Marmara Üniversitesi’nde- düzenlenen bilim ve evrim karşıtı sempozyum bir ilk olup bilimin ve bilimsel düşüncenin sembolü olan Evrim Kuramı’nın giderek tüm üniversitelerden kovulacağının habercisidir


Bir bilim kurumunda bilime saldırının ilk adımı: TÜBİTAK’ın DARWİN SANSÜRÜ
TÜBİTAK’ın bilimi ve bilimsel düşünceyi toplumda/gençler arasında yaygınlaştırma işlevi gören 45 yıllık “Bilim ve Teknik” dergisinin 2009 yılında Darwin’in doğumunun 200.yılı anısına hazırlanan kapak dosyasını son an anda sansür uygulayarak yayından vazgeçmiştir. Bu, bilim adına utanç verici bir uygulamaydı.
Öncelikle şu saptamayı bir kez daha yapmak gerekiyor. “Bilim ve Teknik Dergisi” için hazırlanan "Darwin" konulu kapak dosyasına sansür uygulayarak yayından çıkarması, bilimi ve bilimsel değerleri desteklemek amacıyla kurulan TÜBİTAK’ın günümüzdeki gerici siyasi kadrolaşma sonunda bilim dışına düşürülmüş bir kurum haline geldiğinin çarpıcı bir kanıtı olup karanlık ortaçağ bağnazlığına özgü bir uygulamadır. Bu uygulamanın, "kutsal kitaptaki öğretiye aykırı olarak dünyanın hareket ettiğini" söyleyen Galileo Galilei’yi yargılayarak “yasak bilimsel kitaplar listesi”yayınlayan Engizisyon anlayışından hiçbir farkı yoktu.
TÜBİTAK,  Darwin’e ve dolayısıyla bilime karşı böyle bir tavır alırken en büyük cesareti, bilimsel araştırmalarına destek verdiği üniversitelerin TÜBİTAK’taki tutucu siyasi kadrolaşma ve kurumun özerkliğinin adım adım yok edilişi karşısında gösterdiği sessizlikten almıştı.
Gelinen noktadaki manzara ürkütücüydü. TÜBİTAK’ın Darwin'e uyguladığı sansür  karşısında dünyanın en saygın bilim toplulukları ayağa kalkmışken, o gün için 133 üniversitemizden kaçı rektör ve senatoları "Darwin’in olmadığı yerde bilim de yoktur, O’na uygulanan sansürü şiddetle kınıyor, ülkemizi ortaçağ karanlığına götürme amaçlarını çağrıştıran bu bağnaz uygulamanın sorumlularını istifaya çağırıyoruz” diye bir açıklama yapma cesaretini gösterebilmiştir? Hiç biri…
TÜBİTAK’ın yüksek yargı kararlarını uygulamayan siyasilerin ve kurum üzerinde gerici emelleri olan cemaatlerin her türlü etkisine açık bir şekilde yasadışı yönetilmesine Üniversiteler hiçbir ciddi itirazda bulunmamışlar, tam tersine araştırma projelerine eskiye kıyasla vermeye başladığı büyük parasal desteğe kanarak girdikleri işbirlikleri ile bu yasadışı yönetimleri meşrulaştırmışlar ve nihayet kurumun özerkliğinin yok edilerek Başbakan’a bağlı siyasi bir kuruluş haline getirilebilmesinin önünü açmışlardı.Geçtiğimiz yıl Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) bilimsel özerkliğinin bir kararname ile yok edilerek siyasi otoritenin güdümüne sokulmasının ardında da kurumu, evrim ve bilimsel düşünceyi savunamaz kılma amacı yattığı halde kurumsal olarak Üniversiteler bu girişim karşısında da sessiz kalmışlardır

Üniversitelerde evrime saldırının ilk adımı:Ege Ünversitesinde düzenlenen Harun Yahya Sergisi 

Üniversitelerde evrime saldırının ilk adımı ,  yaklaşık 4 yıl önce üniversite şenliğinin yapıldığı  bu günlerde, burada şu karşınızda gördüğünüz EÜ Kampüs Kültür Merkezi’nde yaratılışçı görüşlerin propagandasının yapıldığı bir fosil sergisi açılarak atılmıştı.Diğer konuşmacı meslekdaşım Prof. Dr. Rennan Pükünlü ile benim de aralarında bulunduğum birkaç öğretim üyesinin Doğa ve İnsan Sağlığı Derneği isimli bir dernek tarafından açılan bu serginin evrim karşıtı bir etkinlik olduğunu fark edip Rektörlüğe “bu nedir?” diye sormaları üzerine sergi, sahipleri tarafından adeta kaçırılırcasına apar topar kaldırılmıştır.Sergideki Fosillerin sergilendiği vitrinlerin başına asılan posterlerde yaratılış görüşünü topluma benimsetmek isteyen açıklamalar vardı, örneğin birinde şunlar yazılıydı:
Fosil kayıtlarının iki önemli özelliği: Duraganlık; Türler dünya üzerinde varoldukları süre boyunca hiçbir değişiklik göstermezler. Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki ne ise kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları aynıdır. Morfolojik değişim genellikle sınırlıdır ve belli bir öynü yoktur. İkinci özellik aniden ortaya çıkış; Herhangi bir bölgede bir tür, atalarından kademeli farklılaşmalara uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz, bir anda ve tamamen şekillenmiş olarak belirir.
Bu söz de bilgiler bu gün artık bilimsel olarak kanıtlanmış olan evrim kuramının açıkça inkarı anlamına gelen dogmatik düşüncelerin ürünüydü. Bilimi savunmakla yükümlü Üniversitede, özellikle öğrenci şenliğinin yapıldığı günlerde şenlik etkinliği gibi bir hafta boyunca açılmasına izin verilmesi, kabul edilecek bir uygulama değildi. Söz konusu öğretim üyeleri ve Ege Öğretim Elemanları Derneği (EGÖDER)nin kınama içerikli bildirisi dışında çoğunluk öğretim üyeleri ve Üniversite Senatosu tıpkı bu gün olduğu gibi sessiz kaldı. 
O gün bu olay karşısında başta Ege Üniversiteliler olmak üzere diğer tüm üniversiteler ayağa kalkıp bilime/evrim kuramına "üniversitede yaratıcılık sergisi açmak yoluyla yapılan saldırı" karşısında ayağa kalkmış olsalardı, bu gün ne intihal nedeniyle öğretim üyeleğinden çıkarılması yargı kararıyla onaylanmış bir kişi Milli Eğitim Bakanı olabilir, ne öğretim birliği yasasını yok sayan "eğitimi dinselleştirme" amaçlı 4+4+4 yasası çıkarılabilir, ne yargı kararlarına rağmen siyasi / dinsel simge olan türban üniversitelerde fiilen serbet hale getirilebilir, ne YÖK Üniversiteleri "öğrencilerin mescit/isteğini neden karşılamıyorsun !" diye uyarabilir ...ve nihayet MÜ evrimi üniversitelerden kovma işareti veren bir sempozyum düzenlemeye cesaret edilebilirdi. 
Darwin'i ve bilimsel düşünceyi reddedenler karşısında susan bir üniversite, dünyadaki bilimsel yayın sıralamasında ilk on’a girse ne çıkar?
Bu gün artık neredeyse tamamı rektörlere “türbanla ilgili yargı kararlarına uymayın” emri veren ve “Üniversiteler dinlerin tartışıldığı değil, yaşandığı yerler olmalıdır” düşüncesini benimseyen çevrelerin vizesiyle atanmış olan rektörler tarafından yönetilen üniversiteler için bu soruların anlamsız olduğunun farkındayız. İşte bu nedenlerle bu günkü MÜ Rektörünün Evrim’i üniversitelerden kovmak isteyenlere fırsat tanımasına şaşmamak gerekir. Çünkü bu sonuç YÖK sistemi üniversitelerinin bir eseri olup, asıl kınanması gereken bilime yapılan bu son saldırıya da hak ettiği etkili karşılığı veremeyen üniversitelerdir.
Fakat Üniversitenin temel unsuru olan öğrenciler işte susmuyorlar bilim karşıtı girişimler karşısında bilimi ve bilimsel düşünceyi savunan böylesi anlamlı etkinliklerle gerekli yanıtı veriyorlar. Hiç şüphesiz vermeye de devam edecekler.
Teşekkürler hepinize…
Prof. Dr. Kayhan KANTARLIEge Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Emekli Öğretim Üyesi



Prof. Dr. Rennan Pekünlü'nün konuşması:

Akıllı Tasarım, Yaradılış Bilimi gibi bilim karşıtı görüşler bir

üniversitede düzenlenen sempozyumda tartışma olanağı nasıl bulabilir? 

Bugün Türkiye’de “Akıllı tasarım”, “Yaradılış Bilimi” adlarıyla kamuya sunulangörüşlerin kökeni Darwin dönemine uzanır. Ancak biz bugüne yakın bir geleceğe gözatalım.  
“Evrim aldatmacası” başlığıyla yayınlanmış ve halka edersiz olarak dağıtılmış olankitapcığın takma isimli yazarı Harun Yahya, “Evrim Aldatmacası” adlı kitabında evrimkuramını çökerttiğini savunuyor. Aslında saldırı altında olan şey “Darwinci evrimkuramı” değil, özdekçiliktir (materyalizmdir)! Evet, yazar dış dünyanın varlığını yadsıyor; özdeği yadsıyor ve subjektif idealizmin canlandırılmasına çalışıyor. Dinsel konulardakiaraştırmasını usuyla değil inancıyla yürütüyor, yani fideizm yapıyor. İşte yazarınyazdıkları :
“Çünkü algılarımızın bize tanıttığı ‘dış dünya’, aynı anda beynimize ulaşanelektrik sinyallerinin bütününden başka bir şey değildir. Beynimiz hayatımız boyunca businyalleri değerlendirir. Biz de bunları maddenin ‘dışardaki’ aslı sanarak yanıldığımızınfarkında olmadan bir ömür süreriz.
Yanılırız, çünkü algılarımızla maddenin kendisine asla ulaşamayız. Bu yüzden de,zihnimizde ‘dış dünya’nın aslını gördüğümüzden asla emin olamayız” (Harun Yahya,Evrim Aldatmacası, Vural yay., s 115).
“...Oysa gerçekte, evrende ne gördüğümüz, tanımladığımız gibi ışık, ne işittiğimizgibi ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Duyu organlarımız, beynimizebir takım algılar aktarmakta ve bunlar beyinde izafi yorumlara neden olmaktadır”(s 117). 
“...Algı algılayana bağlıdır” (s 118).
“... Diğer bir deyişle, varlıklara yüklediğimiz tüm nitelikler, ‘dış dünyada’ değil,içimizdedir” (s 118).
“Peki o zaman ‘dış dünya’da geriye ne kalır ki?...” (s 118) 
“Oysa, eğer ‘dış dünya’nın, ki bu ‘dış dünya’ya bedenimizi de dahil ediyoruz, birgörüntüler bütünü olduğunu anlıyorsak beynimizi de bu ‘dış dünya’dan ayrıdeğerlendiremeyiz. Beynimiz de bu görüntüler bütününün bir parçasıdır” (s 120).
“...Yani beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri meydana getirecek, bilincioluşturacak, kısacası ‘ben’ dediğimiz şeyi yaratabilecek bir şey yoktur” (s 121).
“Dolayısıyla hisseden, gören, düşünen ve ‘ben’ dediğimiz şeyi vücudun dışındaaramamız gerekir. Din, bu ‘ben’i ruh olarak ifade eder. ‘Dış dünya’ dediğimiz şey, buruh tarafından seyredilen bir hayaldir...Gerçek olan şey, ruhtur. Madde ise, sadeceruhun gördüğü algılardan ibarettir” (s 121).
“ ‘ Dış dünya’ dediğimiz evren ise (buna kendi bedenimiz de dahildir), Allahtarafından yaratılan bir hisler ve algılar bütününden başka bir şey değildir” (s 123).
“Doğadaki olayları birbirinin sebepleri ve sonuçları olarak algılamamızınnedeni, Allah’ın sebepleri ve sonuçları ard arda yaratmasıdır” (s 125).
Harun Yahya’nın esin kaynağı ABD’deki Yaradılış Bilimi Araştırma Merkezi’dir (CSRC- Creation Science Research Centre). Bir diğeri, Yaradılış Araştırma Enstitüsü’dür (ICR– Institute for Creation Research).

Şimdi ABD’deki bir olayı inceleyelim. Laiklik savaşımı altında yatan özün sınıfsavaşımı olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bu amaçla bir mahkeme kararının ilginçyanlarını, dinsel gericilik ve bu gericiliğe karşı ABD’de yürütülen “laiklik savaşımının”sürekliliği açısından incelemek istiyorum.
Mahkeme kararı, 19 Şubat 1982 tarihli Science dergisinin (cilt 215) 934-943 sayfalarındayeralmıştır. Makalenin başlığı, “Okullarda Yaradılışçılık : McLean’in Arkansas Board ofEducation’e ( Arkansas Eğitim Müdürlüğü) Açtığı Davanın Kararı”.19 Mart 1981 de Arkansas eyalet valisi 590 sayılı yasa tasarısını onaylıyor. Yasatasarısının başlığı, “Yaradılış Bilimiyle Evrim Bilimine Eşit Davranış”. Yasa tasarısınıntemel kararı birinci tümcede belirtiliyor : “Bu eyaletteki kamu okulları yaradılış bilimiyleevrim bilimine eşit davranacaktır”. 27 Mayıs 1981 tarihinde bu tasarıya karşı, anayasalgeçerliliği olmadığı gerekçesi ve iptal istemiyle, dava açılmıştır. Gerekçe üç farklınoktayı vurgulamıştır : 1) 590 sayılı yasa tasarısı, anayasaya yapılan Birinci Düzeltmenin(First Amendment) yasaklamasını dikkate almaksızın bir dinin oluşturulmasına önayakolmaktadır, 2) aynı tasarı, yine Birinci Düzeltmenin öğrenci ve öğretmenlere tanıdığıakademik özgürlüğe aykırıdır ve 3) 590 sayılı yasa tasarısı izin verilemeyecek düzeydebelirsiz ve bu nedenle Ondördüncü Düzeltmenin “gerekli yasal işlemler” maddesineaykırıdır. Mahkeme kararı, “bir dinin oluşturulmasına önayak olmanın” sakıncasını,hakim Clark’ın gördüğü bir başka davadaki saptamayla belirtiyor : “Birinci Düzeltmenin‘din oluşturma tümcesi’, hükümetle dinin birlikteliğinin hükümeti parçalayacağı ve diniyozlaştıracağı inancıyla yazılmıştır.
Evet, mahkeme ABD’deki köktendincilerin tarihsel gelişimini böyle özetliyor.Kararın bir başka yerinde din ile devletin birbirinden ayrılması ilkesini bir başkamahkeme kararından alıntı yaparak şöyle açıklıyor : “Anayasaya yapılan BirinciDüzeltmenin ‘bir dinin oluşturulması’ tümcesi en az şu anlama gelmektedir: Ne devlet nede federal hükümet bir kilise kurabilir. Devlet ve federal hükümet ne bir dine ne de tümdinlere yardım edebilir ne de bir dini diğerine yeğleyebilir. Ne devlet ne de federalhükümet herhangi bir kişiyi kiliseye gitmeye zorlayabilir ne de gitmesini engelleyebilir.Ne devlet ne de federal hükümet herhangi bir kişiyi herhangi bir dine inandığını veyainanmadığını söylemeye zorlayabilir. Hiçbir kimse herhangi bir dinin gereklerini yerine
getiriyor, veya dinsel inancını veya inançsızlığını dile getiriyor, kiliseye gidiyor veya
gitmiyor diye cezalandırılamaz. Adı ne olursa olsun, dinsel etkinlikleri öğretme biçimi ne
olursa olsun, herhangi bir dinsel kurumu desteklemek amacıyla az ya da çok miktarda
vergi alınamaz. Ne devlet ne de federal hükümet herhangi bir dinsel örgüt veya grubun
eylem ve etkinliklerine açık veya gizli olarak katılamayacağı gibi tersi de doğrudur, yani
hiçbir dinsel örgüt veya grup devlet ve federal hükümetin etkinliklerine açık veya gizli
olarak katılamaz. Jefferson’ın sözleriyle, Birinci Düzeltme’de geçen bu tümce, ‘kiliseyle
Devlet arasına bir duvar’ örme amacını taşımaktadır”. 
Daha sonra mahkeme kararı, bilimin ve bilimsel etkinliklerin tanımını ve
ölçütlerini bilirkişiler aracılığıyla yaparak, “bilimsel yaradılış”ın bilimsel olmadığının
kanıtlarını toplamaya başlıyor. Mahkeme kararı şöyle sürüyor : “yaradılış bilimi bilim
olmadığı için kaçınılmaz olarak şu sonuca ulaşıyoruz: 590 sayılı yasa tasarısının bir tek
gerçek etkisi vardır ki o da bir dinin yüceltilmesidir”. Bu saptamayla mahkeme “yaradılış
bilimcilerinin” savını çürütüyor ve çarpıcı finale geliyoruz ! Mahkeme kararının V(D)
başlığı altındaki son paragrafları şöyle :
“Savunma Kamu okullarının eğitim programlarının oluşturulmasında uzman olan
Dr Larry Parker’ın dinlenmesini istedi. Parker, kamu okulları eğitim programının,
kamunun okullarda okutulmasını istediği konuları içermesi gerektiğini söyledi. Tanık,
kamuoyu yoklamalarının, Amerikan halkının büyük bir çoğunluğunun, ‘eğer evrim
öğretiliyorsa yaradılış biliminin de öğretilmesi gerektiğini düşündüğünü’ ortaya
çıkardığını söyledi. Amerikalıların önemli bir çoğunluğunun bir yaratıcı kavramına
inandığı, veya en azından bu kavrama karşı çıkmadığı ve okul çocuklarına bunun
öğretilmesinde yanlış bir taraf görmediği kuşku götürmez.
“Anayasaya yapılan Birinci Düzeltme ilkelerinin içeriği ve uygulaması kamuoyu
tarafından veya çoğunluğun oyuyla belirlenmemiştir. 590 sayılı yasa tasarısını
savunanların çoğunluk veya azınlık olmasının anayasal bir yönetim sisteminde hiçbir
anlamı yoktur.
“Ne denli geniş veya dar olursa olsun, herhangi bir kitle kamu kuruluşlarını
kullanarak – ki devlet okulları bunlar içinde en önde gelen ve en etkili kuruluşlardır –
dinsel inançlarını başkalarına dayatamaz.
“Mahkeme bu görüşünü ünlü hakim Frankfurter’in çok güzel bir biçimde
betimlediği düşüncesiyle kapatacaktır :
Şu inancımızı yineliyoruz:
‘ülkemizin varlığını, devletle dinin tamamen
ayrılığının uygunluğu inancı üzerine kuruyoruz; hem devlet hem de din için en iyisi
budur,’. Everson vs Board of Education, 330 U.S, 59. Başka alanlarda değilse bile,
Kiliseyle Devlet arasındaki ilişkilerde ‘sağlam sınırlar sağlam komşulukların gelişmesini
sağlar’ (McCallum v. Board of Education, 333 U.S., 203, 232 (1948)).
“590 sayılı yasa tasarısının yasallaşmasını tamamen yasaklayan bir karar
alınmıştır”. 
Prof. Dr. Rennan Pekünlü
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü


Etkinlikten fotoğraflar:












Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme